Dilenci !!!

Herşeyini kaybetmiş elinde avucunda hiçbir şey kalmamış kişi…

Paraya muhtaç kalmış kişi…
Oturduğu yerden para kazanmak isteyen tembel kişi…
Rahata alışmış insanları sömüren kişi…
Kenenin insan versiyonu…
Karnı açsa yapacak bir şey yok ne yapsın dediğimiz kişi…

Bu ülkede dilenci olmakta zor aslında. Üşüyosan üşüdüğüne inandıramazsın, açsan açlığına inandıramazsın, her köşe başı tutulmuş kendine yer bulamazsın, bizimkiler yetmiyor birde Suriye’li dilencilerle uğraşamazsın. Gerçekten düşünsenize dilenci olduğunuzu? Gerçekten aç olduğunuzu, ihtiyacınız olduğunu? Düşününce bile kötü oluyor insan, yersiz yurtsuz kalmak, aç uyumak, bakmak zorunda olduğun kişilere bakamamak, gece yatacak sıcak bir yatağının olmaması!!!

Mecidiyeköy’de özellikle Murat Muhallebicisi civarında yaşlı bir teyze var. Genelde Trump Tower ve Murat Muhallebicisi arasında gezinir. Onu ip ile çektiği plastik domates kasasından tanıyabilirsiniz. Kasasında ekmek, domates, peynir gibi yiyecekler var hep. İsteseniz vermem demez, insanlardan para yada birşeyler isteyerek dilenmez. Ama birçok insan tanıdığı için kendileri yardım eder ona. Durun bir gün yanında ve biraz sohbet edin. Tanıyıp tanımamak önemli değil, onun için herkes insan ve sizle nasıl arkadaş gibi konuşuyor dinleyin. Hayatını anlatsın biraz size, kendi beyninizde yaşatcaksınız kısa filmi. Eminim içinizde o burukluğu hissedeceksiniz.

Hİç tasvip etmem bende dilencileri ve onlara para verenleri. Ancak bazen durum farklı sanırım, bir insanın yüzüne bakarak belkide anlamak mümkün ne kadar ihtiyaç sahibi bir kişi olduğunu. Kimi ekmek kimi para derdinde, kimi karnını doyurma kimi daha iyi yaşayabilme derdinde. Sadece biraz yüzüne bakmak anlamaya çalışmak yeterli. Hepsine değil tabi sadece biraz bakıp ihtiyacını anlayabilediklerimize. Yanıldıkmı? O zaman günahları onların boynuna…

Düşünsenize ailenizden birisi bir gün onların yerinde olsa? Tanırmıydınız? Yoksa her zamanki duyarsızlıkla dikkat etmeyip ailenizin yanından öylece geçer gidermiydiniz?

Neyse sözü fazla uzatmadan bir video ve ufak bir yazı…

Acaba hepimiz dilencimiyiz?

Hikayeye göre bir kral, sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. “Dile benden ne dilersen” diye soran krala dilenci gülerek, “sanki benim her dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz” der. Kral bu cevaba şaşırır ve sohbet ilerler. “Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle bakalım, ne istiyorsun?” “Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım” der. Dilenci sıradan bir dilenci değildir.

Kral ısrar eder. “Ne istersen iste sana verebilirim. Ben güçlü bir kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz” der. Bunun üzerine dilenci, elindeki kâseyi krala uzatır ve “bu kâseyi herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz?” diye sorar. Kral bir kahkaha atar ve vezirine kâseyi altınla doldurmasını emreder. Kâse dolup taşmakta ama sonrasında hemen boşalmaktadır. Altınlar, buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır.

Bir dilencinin kâsesini dolduramadığı ülkede kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır kâseye. Ne var ki kâsenin dibi yoktur sanki. Dolup taşmasına rağmen kâse sürekli olarak boş kalmaktadır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır: “Tamam, tamam sen kazandın”. “Dileğini yerine getiremedim ama lütfen bana kâsenin neden yapılmış olduğunu söyle” der. “Çok basit” diye yanıtlar dilenci. “İnsan dimağından yapılmıştır.

Yani insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek dediğin nedir ki! İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin bir iş istersin… Bir araba… Ev… Eş… Bir başka şey!.. Tek tek her birini elde ettiğinde, her şey anlamını yitirir. Neden? Çünkü beynin, aklın onları dışlar. İş senin, araba da garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir.

Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın. İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek bir ’dilenci’ olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında yaşamının dönüm noktasındasın demektir. Bu durum ancak seni mutlu edecek şeyleri dışarıda değil, kendi içinde aradığın zaman gerçekleşir. Ve gerçek tatmine ve mutluluğa ancak o zaman erişirsin” der. Gelelim hikayenin verdiği derslere: Kral bile olsanız bir dilenciden bile öğrenebileceğiniz çok önemli yaşam dersleri olabilir.

Gerçek mutluluk insanın içinde ve kendisinin elindedir. Mutluluğu ve başarıyı yakalayamayanlar, hatayı başka yerde değil kendi içlerinde aramalıdırlar. Bir şeyi elde etme hırsı değil, elde ettikten sonra da onu istemeğe devam edebilme becerisi yaşamı anlamlı kılar. Bir kralın dilenciye, bir dilencinin de krala dönüşmesi an meselesidir. Yaşam, dilenmek için çok kısa, dilenci olmak içinse çok uzundur…